

























 |
|
 |
CİNLER GÖRÜNÜRMÜ?
Suyun
buharlaşması, katı maddelerin gaz, sıvı ve buhar haline dönüşmesi, atomun
parçalanıp enerji dalgaları ve kuantlar haline gelmesi, yıldızların
karadelikler halinde ortaya çıkmaları gibi, hayatımızda ve kâinatta görülen
âlemden görülmeyene doğru bir faaliyet, bir akış ve bir hamle mevcuttur. Bu
İlâhî icraatı tersine düşündüğümüzde ise, görülmeyenden görülene ve
bilinmezden de madde olarak müşahede edilir hale gelmeye doğru bir akışın
varlığını gözlemek mümkündür. |
Gazlar sıvı olur;
kristalleşir cisim olur; buharlaşan su zerrecikleri, "Bizi yok zannetmeyin,
görülmüyoruz ama, kaybolmadık" der gibi, damlalar haline gelip başımızı
ıslatır; gök tarlasındaki pamuk yığınları, yer aynasına kar örtüsü olarak
yansır... Hattâ, buhar halinden çıkan su, daha da kesafet kazanayım ve
şekillenip görüneyim diye buz olur, demirden de olsa kabını parçalar.
Beynimizde plânladığımız nice görünmezler, dış âleme intikal edip görünür ve
maddî vücut kazanırlar.
Efendimiz (sav)'e vahiy getiren melek, bazen kendine has keyfiyetle, bazen
bir muharip şeklinde, bazen de daha başka suretlerde geliyordu. Benî Kureyza
üzerine yürüneceği zaman Cebrail (as), tozu toprağı üstünde bir muharip
suretinde gelmiş ve -Ya Rasûlullah, siz zırhlarınızı çıkardınız, fakat biz
melekler taifesi çıkarmadık, demişti. Yine aynı melek, bazı zaman oluyordu
ki, Dıhye (ra) suretinde geliyor, bazı zaman da, dinî tâlim maksadıyla
üzerinde hiç de yolculuk emaresi taşımayan bir misafir kıyafetinde geliyor
ve "İman, İhsan, İslâm nedir?" şeklinde suâller sorup, verilen cevapları
"Doğru" diye tasdikleyip gidiyordu...
Cinler ve şeytanlar da, melek gibi temessül edebilir. Hüseyin Cisrî'ye göre,
Allah'ın (cc) kendilerine verdiği yaratılış biçimi sayesinde havadan,
esirden veya benzeri bir maddeden istedikleri kadar alıp yoğunlaştırarak
istedikleri şekle sokar ve o şekli âdete bir elbise yapıp, o elbise içinde
insanlara görünürler. İmam Şiblî, Ebu Ya'lâ'nın beyanına dayanarak, cinlerin
ve şeytanların kendi kendilerine şekil değiştiremeyeceklerini, buna güç ve
takatlarının olmadığını, fakat Allah'ın (cc) kendilerine öğrettiği kelime ve
isimlerden âdeta şifre vazifesi yapan birini söylediklerinde, Allah'ın (cc)
onları bir şekilden diğer şekle, bir halden başka bir hale soktuğunu
belirtir. Bu, kendi âleminden başka bir âleme, o âleme ait bir vasıta ile
geçebilmek için sanki sınırda söylenmesi gereken bir kelime, gösterilmesi
şart bir vize ya da askerin geçit için sorduğu parola gibidir. Cinler ve
şeytanlar, kendi kabiliyet ve irâdeleriyle bu tebdil-i kıyafeti
(transformasyon) yapamazlar; yapmaya kalkıştıklarında, bünyeleri parça parça
olur ve hayatiyetlerini kaybederler.
Cinlerden olan şeytan da, insan kılığına girebilir. Nitekim, onun Bedir
Savaşı öncesi Necid'li bir yaşlı sûretinde Kureyş'e gelerek, kurdukları
tuzak için onlara tahrik edici fikirler verip, çareler tavsiye ettiği
rivayet edilir. Aynı şekilde bir başka defa, ganimetlere nöbetçilik yapan
bir sahâbinin şeytanı ganimete zarar vermek isterken yakaladığı ve onun
yalvarıp yakarması karşısında da salıverdiği nakledilir. Hâdise üçüncü defa
tekerrür edince şeytan, kendisini Allah'ın Rasulü'ne götürmeye karar veren
sahabiye, -Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi
söyleyeyim, der, Sahabi, -O nedir?, diye sorunca da, -Ayetü'l-Kürsî,
cevabını verir. Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav), -Habis
yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar.
Cinler, insan kılığında görünebilecekleri gibi, hayvan şeklinde de
görünebilirler. Yılan, akrep, sığır, merkep ve kuş kılığına girdikleri de
anlatılmaktadır. Nitekim, Nahle Vadisi'nde Efendimiz (sav), onlardan biat
kabul ederken, akrep ve kelb gibi herhangi bir hayvan kılığında
görünmemeleri veya kendi suretlerinde, ya da daha başka munis bir surette
tezahür etmeleri teklifinde bulunmuş, ümmetine de, -Siz evinizde böyle bir
haşere gördüğünüzde, ona önce üç defa "Allah rızası için git" deyin; belki o
cin arkadaşlarınızdan olabilir. Eğer gitmezse, o zaman cin değildir; zarar
verecekse, öldürebilirsiniz, buyurmuşlardı.
Bu, bir bakıma iki ayrı taifenin, iki ayrı cinsin veya iki ayrı sınıfın
mukavelesi gibiydi ki, onun bu teklifine karşı cinler de, "Ümmet'in her şeye
besmele çeker, her şeyi kapatır ve muhafaza ederse, biz onların yiyecek ve
içeceklerinden ne yer, ne de içeriz" şeklinde söz vermişlerdi. Tabiî ki,
cinlerin bizim yediklerimizden nasıl istifade ettiklerini bilemiyoruz. Belki
havasından, belki kokusundan, belki de müteaffin keyfiyetinden istifade
etmektedirler. Nitekim bir hadîs-i şerifte, "Tezek ve kemiklerle
taharetlenmeyiniz; çünkü onlar cin kardeşlerinizin yiyecekleridir",
buyurulur.
|
Güncel
 |